EN SAVUNMASIZ HALİMİZ, UYKU (Güneş Ulus – Farkındalık Eğitmeni)

Neden en savunmasız halimiz uyku? 

Evrimsel olarak baktığımızda ilk insanların tehlikeden korunmak için ağaç tepelerinde uyuduğunu biliyoruz. Çünkü yerden yüksekte uyumak zamanın koşullarında onları güvende tutuyor ve sağ kalımlarını sağlıyordu. Bugün bebek uykusu ve yetişkin uykusu için de aynı durum geçerli. Uykuya geçebilmek için sinir sisteminin kendini güvende ve hatta iliklerine kadar emniyette hissetmeye ihtiyacım var ki böyle olunca o en savunmasız alana uyku döngüsüne rahat girebilsin.

Aslında ilk doğum anından itibaren içsel olarak bu güvende hissetmenin peşindeyiz değil mi? 

İlk nefesimizle birlikte dünyaya bağ kurmaya geliriz. İlk andan itibaren çevremizdekilerle güvende ve güvenli olup olmadığımız hissini ararız. Sürekli olarak çevreyi tararız ve tararken tek temel soru vardır bizim için:

Burası benim için güvenli mi? Güvende miyim? 

Sinir sisteminin bilinçsiz aradığı bu sorunun amacı, diğerleri ile ilişkideyken bizi risklerden korumak ve güvende tutmaktır. Çevreyi sürekli dinleme hali farkındalıkla yaptığımız bir şey değildir. İnsanlar olarak anlam arayan bir yaratılışımız var ve kelimelerin ötesindeki tüm bu deneyimler günlük hayatta algımızı ve dolayısıyla yazdığımız hikayeleri oluşturuyorlar. 

Tam da bu nedenle gün içerisinde ebeveynimle yaşadığım ağırlıklı olarak sözel olmayan deneyimlerim; ten temasım, şefkat dolu bir kucakla karşılanmak, fiziksel, duygusal, yakınlık ihtiyaçlarımın giderilmesi, hakiki gülümseme, oyuncu meraklı bir ses tonu, anlaşılmak, görülmek, sesimi duyurabilmem, zamanında desteği yanımda hissetmem, bana sevgiyle bakan gözler algımı ve bebek olarak hikayemi oluşturuyor. Eğer tüm bunlar gün içerisinde ve yaşamım boyunca benim için yeterli olarak karşınıyorsa o zaman kendimi ‘güvende, emniyette’ hissediyorum. Ve sosyal ilişkilenme sisteminde güvende, ilişkide ve sakin hissediyorum. Ebeveynimin bana destek verebilmesi için ko-regülasyon(birlikte öz düzenleme yapabilme) desteğini arıyorum, yatışabiliyorum ve uykuya geçebiliyorum. 

Aslında bunları söyleyince kolay gibi geliyor, peki neden o yatıştırıcılığı sunamıyoruz? 

Biz ebeveynler olarak genelde bilişsel taraftayız, gelişmiş bir beynimiz var, kelimeler ve davranışlar aracılığıyla ilişki kuralım istiyoruz. Bebeğim uyumuyor ne yapmalıyım diye soruyor ebeveynler oysa araştırmalar ilk 3 ay henüz gece-gündüz arası farkı dahi anlamlandıramadığını söylüyor bize.

İki sinir sistemi arasında başka türlü bir iletişim de var. Kelimelerin ötesinde: beden duruşumuz, ses tonumuz ve bakışlarımızla. Bebekler bizim yüzümüz aracılığıyla dünyayı öğreniyorlar. Kelimelerim değil, yüzüm ne diyor? Çoğu zaman odaya uyutayım ve çıkayım düşüncesi ile giriyoruz ve tüm bedenimizle o kadar yoğun bir şekilde uyumasını istiyoruz ki kelimelerin ötesinde aramızda gergin bir enerji de oluşuyor bu da bebeklerin en önemli ihtiyacı olan ‘uyumlanma’dan onları uzaklaştırıyor. Uyumlanma bir dans gibi bir ritim gibi birlikte yaptığımız bir senkronize olma hali. 

Uyutmak istemiyorum ama uyutuyorum, tüm hücrelerim buna itiraz ederken ben sakinmiş gibi iyiymiş gibi yaparak uyutma çabası içerisine girdiğimde bebek de bu mış gibi halimi anlıyor. Hislerimi anlıyor. Henüz kelimeleri olmadığı için de çoğu zaman benim duygumu ağlayarak bana geri yansıtıyor. 

Peki ne yapmalı ebeveynler? 

Her birimiz bu dünyaya bağ kurmak için geliyoruz. Ko-regülasyon(birlikte öz düzenleme) bizim yatıştırıcılık için elimizdeki en değerli araç. Çoğumuz yetiştirilme tarzımız kaynaklı çok öz-regülasyon odaklıyız: kendi kendimizin öz düzenlememizi yapıyor olmamızı, eşimizin bir zorlanma anında kendi kendini regüle etmesini ve hatta bebeğimiz doğduktan bir kaç sonra kendi kendini yatıştırabilmesini bekliyoruz. Ancak bu bebek için gelişimsel olarak uygun bir beklenti değil. Bebeğin sinir sisteminin öz regülasyonu deneyimleyebilmesi için ebeveynleri ile birlikte onlarca, yüzlerce, binlerce kez ko-regülasyon döngüsünden geçmeye ihtiyacı var, öz düzenleme ancak bu şekilde öğrenilebiliyor. 

Diğer yandan ebeveynler olarak bizim için önemli bir fırsat ilişki içerisinde bebekle birlikte bunu yapıyor olmamız, çünkü ko-regülasyon sanıldığı gibi tek taraflı bir deneyim değil, ilişki içerisinde aslında ikimiz de birbirimizin öz düzenlemesini destekliyoruz. Bakışlarımızla, duruşumuzla, mimiklerimizle, yüz ifademizle. Bunu fark edebildiğimiz anda aramızdaki senkronizasyon-uyumlanma gerçekleşiyor. 

Bazı durumlarda uykuya geçişte bizim sinir sistemimiz de çok zorlanıyor olabilir, böyle zamanlarda zorlandığımızı fark etmek, zorlandığımızı kelimelerle özellikle kendimize söylemek, belki yazmak, korku, kaygı, endişe, yetersizlik hangi duygular geliyorsa bu duyguların orada olduğunu kabul etmek ilk adımlardan biri olabilir. 

Bebekle yatıştırıcı bir ilişki kurabilmemizin temel yolu kendi topraklanmış bedenimiz. İhtiyaçları giderilmiş, kendi merkezinde kalan, kendini ifade edebilen bir ebeveyn uyku konusunda da çok daha rahat bir iletişim kurabiliyor. 

Güneş Ulus 

https://www.instagram.com/cocuklaricinfarkindalik/

www.mindfulnessegitimleri.com